Kardelen...
Yakın tarihimize ışık tutan her kitap ilgimi çeker benim...
Ebubekir Hazım Tepeyran’ın anıları (Belgelerle Kurtuluş Savaşı-Gürer Yayınları), okurken beni yakın tarihimizin derinliklerine götürdü. Sarayın ölüm cezası verdiği Dahiliye Nazırı’nın Kurtuluş Savaşı sürecini yaşattı bana.
Önsözünü torunu Oktay Akbal yazmıştı...
Oktay Ağabey’in önsözünü okurken, bir ara düşündüm...
İnsanı yaşatan kelimeleri aramak istedim... Tekcil bir tutkunun dehlizlerinde bir ışığı arar gibiydim.
Yeryüzünün kalabalık alanları, Sakarya, İnönü savaşları geldi aklıma... Dumlupınar’a, Sakarya’ya gidip geldim.
Aydınlığın güler yüzü Oktay Akbal’ın Akyaka günleri, o öğle sofraları, Gökova’nın o görkemli yalnızlığı eski bir albümün sayfalarına sıkışmış, siyah beyaz fotoğraflar gibi karşıma çıktı.
Sonra Kurtuluş Savaşı yıllarını yaşadım düşsel bir yolculuğa çıkarken.
Ebubekir Hazım Tepeyran, Kuvayı Milliye’ye desteği yüzünden Saray tarafından tutuklanmıştı.
Yıllar öncesinde ise “Yıldız Sarayı yağmasına” katıldığı gerekçesiyle, Nemrut Mustafa Paşa başkanlığındaki Harp Divanı’nda yargılanmıştı.
O bir yurtseverdi, devrimciydi!
Hapisteyken notlar tuttu ve bunları dışarıya çıkarmayı başardı.
Mustafa Suphi ve arkadaşlarının ölümü, Koçgiri Harekâtı, Kurtuluş Savaşı... İstanbul işgal altındayken Padişah Vahdettin’le görüşmesi...
Bu kitabı herkesin, özellikle gençlerin okumasını salık veririm!
***
Işıltılı bir rüzgârın sesi beni 12 Eylül 1980’e taşır ister istemez...
Gözaltılar, işkenceler, zindanlar, ölümler.
Öner Yağcı’nın “Kardelen”ini (Cumhuriyet Kitapları) okurken aynı duyguları yaşadım.
Bir çocuğun 12 Eylül’le hesaplaşması. Kardelen’in öyküsü yüreğimi derinden vurdu. Acılar dönemini anımsattı.
Öner, şiirsel bir dille anlatıyor o hesaplaşmayı hepimizin adına!
12 Eylül yasalarına sırtlarını dayayan, dönemin postal yalayıcıları şimdilerde katıksız demokrat.
Bir Gülcan bir Kardelen....
Kabarmaya başlayan bir kırmızı gülün yaprakları gibi, bulut gibi, kuşlar gibi, vadide boy veren kestane ağaçları gibi.
Faruk Duman’ın “İncir Tarihi” (Can Yayınları) büyülü bir “âleme” yolculuğa çıkarıyor okurunu.
Gecelerin ötesinden, denizlerin dalgasından, alevlerin içinden çıkan güzel kadınlar.
Yaşamın derinliğinden alınıp önümüze sunulmuş gizemli odalar, bitkiler, çiçekler.
Okunması gereken kitaplar bunlar...
Hulki Aktunç’un “Sönmemiş Dizeler”i (Yapı Kredi Yayınları) ve “Büyük Argo Sözlüğü”nün (YKY) yedinci basısı...
Aktunç’tan bir dize:
“Hayat nedir ki kadınım
seni sevmekten başka”
Miyase İlknur’un “İmam Mehdi’den Humeyni’ye İRAN” (Cumhuriyet Kitapları) kitabı çalkantılı bir dönemi anlatıyor.
Bir başucu kitabı!
Aydın Büke’nin “Chopin”i (Can Yayınları) Polonyalı ünlü besteci Fryderyk Chopin’in yaşamını, yapıtlarını anlatıyor.
Tuşlara adanmış bir yaşamöyküsü...
Bach, Mozart’ın da yaşamöykülerini yazan Aydın Büke, salt klasik müzik tutkunlarını değil, sanat tarihi ve edebiyat, Avrupa tarihi konularına ilgi duyan okuru da etkileyecek.
2010 yılı Chopin’in doğumunun 200. yılı...
Bu türde ve kapsamda ilk kitap bu!
Özgün bir çalışma!
***
Kaan Arslanoğlu’nun “Evrim Açısından Devrim” kitabı (İthaki Yayınları) siyaset felsefesini irdeliyor.
Marx’tan Engels’e; Nâzım Hikmet’ten Hikmet Kıvılcımlı’ya değin pek çok adı ve kavramı ele alan Arslanoğlu şöyle diyor:
“Sosyalizm bunca akla uygunken neden devrim yapmak pek zor ve yapılan devrimler bir türlü tutunamıyor?
Ülkemizde ve dünyada sorunlar neden ağırlaşıyor ve toplumlar iki ileri bir geri, neden yerinde sayıyor, görünüşte onca ilerlemeye karşın?”
Marksizme, Stalinizme, komünizme, sosyalizme, sola ve insana dair sıradışı bir bakış...
Mutlu pazarlar!