Acılı Tarihin Kadınları...
Bazen dağlardan ve bulutlardan arınmış bakışı yakalarım kadınların gözlerinde. Bazen acıyı, hüznü, umutsuzluğu...
Tıpkı depremin vurduğu Karakoçan’ın köylerinde, bir çadırın içinde 11 çocuğuyla birlikte ilk geceyi geçiren kadının bakışları gibi.
Yoksulluğun ve ihmalin pençesindeki kız çocuklarını, oğlanları.
Acıyla kıvranan buz kesmiş ellerde, kıpırtısız bir bedende, yol kavşağında ağıtlarda, kumruların cansız dualarında.
Yüreğimin soyduğu anılar gibi, karanlık bir göğün önünde son kasımpatları gibi.
1917’de “ekmek ve barış” için grev yapan Rus kadınları gelir aklıma, Ankara’da TEKEL işçilerinin direnişinde öncülük yapan emekçi kadınları gördüğümde...
1857’de New York’ta şanlı direnişin simgesi tekstil işçisi kadınlar tarihin derinliğinden çıkıp gelirler karşıma.
60’lı yılların sonunda astsubay eşleri soluk bir albümün sayfalarında siyah beyaz fotoğraflarda el sallarlar Ankara Kızılay’da, İzmir Konak’ta.
Kurtuluş Savaşımızda mermi taşıyan kadınlar görürürüm Dumlupınar’da, Sakarya’da, İnönü’de...
Vietnam’da, Bosna’da, Irak’ta...
Daha dün gibi!
Dağların bulutlardan arınmış bakışında...
***
Yıl 1910...
Alman sosyalistlerinden Clara Zetkin adında bir kadın, Sosyalist Enternasyonal’de bir öneri getirdi:
“8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü olsun!”
Yıl 1977...
BM 8 Mart’ı Dünya Kadın Hakları ve Barış Günü olarak onayladı...
Yüz yılı aşkın bir savaşımda emekçi kadınlar seslerini duyurmak için çabaladı...
Savaşımda can verdi kadınlar, işsiz kaldı!
Aslında biraz gecikmiş bir yazıdır bu!
Onların öyküsü yaşamın denizleri gibiydi... Eşsiz bir savaşın içinde gece boyu çarpışıyorlardı...
Belki Attila Jozsef’in “Kalabalık” şiiri onlar için yazılmıştı:
“İş ve ekmek,
İş ve ekmek...
Dalgalar gibi art arda
Yürüyor kalabalık, haykırarak
Yumruklarından taşlar fışkırıyor
Kaya parçaları ve kafanıza
Yediğiniz bir darbeden sonra
Kendinize gelirken
Gördüğünüz kıvılcımlar.
Kalabalık”
Düşünce ve sözcük arasında anlayabileceğimiz çok şey vardır.
Yaşamdır o!
Kavgadır, mücadeledir!
Emeğin örgütlü gücüdür!
Sözcük bulunmaz düşünceye. Bir bakış yeterlidir. Anlamlıdır anlayana...
***
Güneş toprağa girer mi, ay taşların içine süzülür mü böyle günlerde? Umut bir ışık olur mu kadının yüreğini aydınlatan günlerde?
Kansız kapılar aralanır mı şafak söktüğünde ya da ayın kaybolduğu akşamlarda?
İran, Suriye, Mısır, Sudan gibi ülkelerde Dünya Kadınlar Günü kutlandı mı?
Hiç sanmıyorum!
Ortadoğu’da kadın hüzünlüdür, acılıdır...
Peki, Türkiye’de kadının durumu nedir?
Anadolu’da kadının sokakta olduğunu göremezsiniz.
Çocuk yaştaki kadınlar feodalizmin kıskacındadır... Çocukluğunu yaşamadan evlendirilirler...
Adına “töre” denilen o vahşet, Şanlıurfa’dan başlar Batman’a değin uzanır.
Aile içi şiddet ve ayrımcılık...
Asya’nın kayıp kadınları...
Birleşmiş Milletler Raporu’na göre Asya’da 97 milyon kadın cinsiyete dayalı kürtaj yüzünden, yetersiz beslenmeden ötürü sağlık kuruluşlarına ulaşamadıkları için yaşamını yitirdi.
Sağlık hizmetleri erkek çocuklara veriliyor, kız çocuklarına ise verilmiyor.
Asya’da kadınların yarısı okuma yazma bilmiyor.
Benim ülkemde de kız çocukları okula gönderilmiyor.
Düşlerin en ağırlaşmış evreninde kadının acı tarihi yazılıyor...
***
Dağlardan bulutlardan arınmış bir bakış... Acı, hüzün ve gözyaşı... Yaşamın o bilinen öyküsü...
Kadınlar, kadınlarımız!
Kuru bir yerin karanlığından aydınlığa çıkmak zor onlar için...
Yaşam zor!
Kavrulmuş bir toprak, yürüyen bir ay ışığı gibidir onlar... Baskı altındadır... Evrenin insanı yüreğinden vuran acılı tarihinin sayfalarındadırlar...