Bu Bir ‘Tasfiye’ Eylemidir...
Aylardır sorduğum soruyu bir kez daha yineliyorum:
“Türkiye nereye götürülmek isteniyor?”
Önce Bayramiç, ardından Altınova, İnegöl ve şimdi de Hatay Dörtyol...
PKK’nin Dörtyol’un merkezinde dört polisimizi şehit etmesi ve ardından çıkan olaylar...
Bu tehlikeli bir gidişin, Türk-Kürt çatışmasının işaret fişeğidir...
Bu arada 77’si muvazzaf olmak üzere 102 binbaşı, yarbay, albay, general, amiral ve kimi emekli paşalar hakkında yakalama kararının çıkması...
Başbakan Erdoğan ve Genelkurmay Başkanı Orgeneral Başbuğ’un önceki gece Başbakanlık’ta bir saati aşkın süre konuşmaları...
Özellikle 77 muvazzaf subay hakkında YAŞ toplantısından dört gün önce yakalanma istemli kararın çıkarılmasının anlamı ne?
Henüz iddianameyi okumadım... Dava aralık ayında başlayacak...
Karmakarışık düşünceler içindeyim... Kaç gün önceydi anımsamıyorum... Oğuzhan Müftüoğlu’nun bir televizyon kanalında söyledikleri...
Oğuzhan şöyle diyordu:
“Devrimciler, sosyalistler, aydınlar 12 Eylül faşizminin mağduru değil muhatabıdır!”
Orada devrimci ve sosyalist bir partinin lideri olduğunu söyleyen kişi ise ne düşünmüştü Oğuzhan’ın bu sözlerine karşı?
Ben 12 Eylül’ün muhatabı olarak alkışladım Oğuzhan’ı...
Sonra yaşamın o derin sularında bizim liboş takımının, “sol liberal” masalıyla AKP iktidarına nasıl yalakalık yaptığına tanık oldum.
***
77’si muvazzaf, geri kalanı emekli subaylar, komutanlar niye üçüncü kez gözaltına alınıyor, mahkemeler ayrı ayrı karar veriyor?
Kaçma olasılıkları mı var, yoksa kanıtları karartma gibi girişimleri mi?
YAŞ toplantısına dört gün kala, dağda PKK’yle savaşan bir komutan nasıl oluyor da “terör suçlusu” gibi görülüyor?
Soruları çoğaltabilirim ama iddianameyi okumadım...
27 Mayıs’tan 12 Mart’a; 12 Eylül’den 28 Şubat’a neler olduğunu hepimiz biliyoruz.
12 Eylül darbesinden sonra, Büyük Ortadoğu Projesi’ni hazırlayan güçler ne demişti:
“Bizim çocuklar darbe yaptı!”
ABD’nin izni olmadan Türkiye’de darbe yapılmaz...
Bir oyun sahneye konuluyor ve bu oyunu hep birlikte seyrediyoruz...
Yaşanan, TSK içindeki ABD ve NATO karşıtı kurmay subay ve generallerin tasfiyesidir... Pentagon da işin içindedir, Genelkurmay da...
Önce yakın tarihimize bakmakta yarar var yaşanan olayları kavrayabilmek için.
***
TSK’nin bağlı olduğu NATO nedir?
Bu konuya kaç kez değindim anımsamıyorum ama bir kez daha altını çizeyim:
“NATO, ABD’nin dünyayla ilgili (işgaller, darbeler vb.) isteklerini yerine getiren bir kurumdur.”
Bizim tarikat şeyhlerinin müritleri, liberal tosuncuklar ve eşleri AKP milletvekili olan sözde bilim insanları, 12 Eylül’le hesaplaştıklarını anlatıyorlar her akşam...
Bunların hepsi birer masal...
AKP’nin Kemal Derviş imzalı neoliberal politikalarını izlemeyi ayakta alkışlayıp, “demokrasi, özgürlük” nutukları atarken, ağızlardan “Türkiye demokratikleşiyor” tümceleri çıkıyor.
Darbelere karşı çıkan tosuncuklar, ne sömürü düzeninden söz ediyorlar, ne emperyalizmin gücünden, ne Türkiye’nin yağmalanmasından, ne de Irak’ın işgalinden, kadınların ve çocukların öldürülmelerinden...
Olaya sınıfsal temelden yaklaşılmazsa, halkı “darbe geliyor” diye korkutmaya çalışırsanız, elinizdeki oyuncak bomba patlayabilir.
***
ANAP 12 Eylül faşist askeri darbesinin ürünüdür. AKP ise 28 Şubat “postmodern darbesi”nin.
Bu bir ABD planıdır ve Büyük Ortadoğu Projesi’nin ilk adımıdır.
Yaşamım boyunca darbelere, faşizme, emperyalizme karşı mücadele ettim, bedelini de ödedim.
Sloganım bellidir:
“Tam bağımsız, laik, demokratik Türkiye!”
Özel Harp Dairesi’ni, “kozmik oda”yı birileri çıkıp anlatsın topluma.
Özal Harp Dairesi’nin nasıl örgütlendiğini, onu örgütleyen Kemal Yamak yazdı, kitabını da okuduk...
Peki şu “kozmik oda”da neler çıktı, öğrenebildik mi?
***
Silivri’de bir yılı aşkın süredir teğmenler yatıyor Ergenekon davasından...
Bu teğmenler “darbe savları”nın kulaklara fısıldandığı yıllarda belki askeri lise öğrencisi bile değildiler....
Bir ordu dağda savaşan teğmenlerini yiyebiliyorsa, bunun adına eşit yargılama, hukuk-mukuk deniyorsa, bizim Balbay, Tuncay, Aydınlık dergisinden Ufuk, Deniz, Hikmet Çiçek gibi gazeteciler tutuklu olarak yargılanıyorlarsa şu soruyu sorarım:
“Türkiye bir hukuk devleti midir, değil midir?”
12 Eylül’le hesaplaşmaya gelince... Bunlar dönek takımın, liboşların, tarikatçı tosuncukların işi değildir. Bu mücadeleyi yurtseverler, devrimciler ve sosyalistler yapar...
Bizler 12 Eylül’ün “mağduru” değil, “muhatabı”yız...